Dünya genelinde yaklaşık 476 milyon kişiyi oluşturan yerli halklar, küresel nüfusun yaklaşık yüzde 6'lık dilimini temsil ediyor. Yüzyıllardır atalarından miras kalan topraklara sahip çıkan bu topluluklar, doğayla uyumlu bir yaşam sürmeleriyle tanınıyor.

Ancak uzmanlar, yerli halkların iklim değişikliğinden en fazla etkilenen kesimler arasında başı çektiğine dikkat çekiyor. Ormansızlaşma, buzulların erimesi, kuraklık ve biyoçeşitlilik kaybı gibi sorunlar, doğrudan bu toplulukların yaşam alanlarını tehdit ediyor.

Doğanın bekçileri krize karşı en savunmasız konumda

Yerli halkların geleneksel yaşam biçimleri, tarımsal üretimleri ve kültürel mirasları büyük ölçüde doğal çevreye bağımlı durumda. Bu durum, iklim krizinin olumsuz etkilerini ilk ve en sert şekilde hissetmelerine yol açıyor.

Araştırmacılar, yerli toplulukların ekosistemlerin korunmasında oynadığı kritik role rağmen, uluslararası iklim politikalarında yeterince temsil edilmediğini ve seslerinin yeterince duyulmadığını vurguluyor. Uzmanlar, iklim adaleti mücadelesinde yerli halkların karar alma süreçlerine dahil edilmesinin, hem biyoçeşitliliğin korunması hem de iklim kriziyle mücadele açısından hayati önem taşıdığını belirtiyor.

BM verileri endişe verici boyutlara işaret ediyor

Birleşmiş Milletler raporlarına göre, yerli halkların yaşadığı bölgelerdeki orman kaybı oranları, diğer alanlara kıyasla önemli ölçüde daha düşük. Buna karşın, bu topluluklar aynı zamanda seller, fırtınalar ve sıcaklık dalgaları gibi iklim kaynaklı afetlerden orantısız biçimde etkileniyor.

Uluslararası toplumun, yerli halkların haklarını güvence altına alması ve iklim değişikliğine uyum stratejilerinde onları ön plana çıkarması gerektiği ifade ediliyor.