Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde derin izler bırıran özel yargı mekanizmaları olarak hatırlanıyor. Bu mahkemelerde hakimler, yaklaşık yedi metre yüksekliğindeki kürsülerde otururdu. Devlet, kendini korumak amacıyla kurduğu bu özel mahkemelerde sanıkları yargılayan hakimleri görebilmek için adeta dürbün gerekirdi.

DGM'lerin 'Derin' Yapısı

Yargısız infaz riski ve iki haftalık gözaltı sürelerinin gölgesinde süren duruşmalarda savunmanın hareket alanı oldukça kısıtlıydı. 90'lı yıllarda DGM'lerin bu 'derin' yapısı, 12 Eylül cuntası dönemindeki bazı mahkeme stratejilerini yeniden gündeme taşıyordu.

Sanıklar, mahkeme heyetini şaşırtmak ve süreci felç etmek amacıyla çeşitli yöntemler deniyordu. Her duruşmada sloganlar atılır, dışarıya 'biz haklıyız' mesajı yayılırdı. Bazıları duruşmaları adeta birer kahramanlık destanı gibi kaleme alıyordu.

Siyasi Savunmanın İki Temel Sebebi

Sanıkların siyasi savunma yapmasının arkasında iki temel neden bulunuyordu. Birincisi, iddianamelerden başlayarak her belgenin ve her olayın siyasi bir nitelik taşımasıydı. İkincisi ise siyasi savunmanın, özellikle genç kesimleri etkileme ve örgütün genişlemesine zemin hazırlama işlevi görmesiydi.

Bugünün Tablosu: CHP'li Belediye Davaları

Bugün CHP'li belediyelere yönelik açılan davalarda da benzer bir siyasi savunma stratejisi izleniyor. Ancak bu davaların tamamı rüşvet, yolsuzluk ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlara dayanıyor. Bu tür dosyalardan şimdiye kadar temiz bir siyasi öykü çıkmadığı gibi, bundan sonra çıkması da pek mümkün görünmüyor.

CHP içinde reklamcıların ürettiği sloganları tekrarlayan isimler bulunabilir, ancak bunca skandalın ortasında davaya omuz verecek yiğitlerin bulunması giderek zorlaşıyor.

Tarihsel Bir Not

Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 2004 yılında dönemin AK Parti hükümeti döneminde kaldırıldı. O dönemde CHP, söz konusu düzenlemeye şiddetle karşı çıkmıştı. Bu tarihsel detay, Türkiye'nin siyasi hafızasında önemli bir yer tutmaya devam ediyor.