Uzmanlar, aynı yıl doğan iki kişinin biyolojik açıdan çok farklı hızlarda yıpranabileceğine dikkat çekiyor. Vücuttaki aşırı yağlanmanın bu farklılığın en önemli nedenlerinden biri olabileceği, yeni incelemelerle destekleniyor. Araştırmalar, obezitenin hücresel düzeyde yaşlanma sürecini belirgin şekilde hızlandırdığını gösteriyor.
Yaşlanmanın iki temel biyolojik izi
Yaşlanma, hücrelerin içinde biriken hasarın tetiklediği kademeli bir süreç olarak tanımlanıyor. Bu sürecin en kritik iki göstergesi ise vücuttaki kronik iltihaplanma ve DNA hasarı olarak öne çıkıyor. Normal koşullarda iltihaplanma kısa süreli olmalı; vücut bir yaralanma ya da enfeksiyonla karşılaştığında devreye girip görevini tamamladıktan sonra yatışmalıdır. Ancak obezitede bu denge bozuluyor.
Yağ dokusu sürekli alarm veriyor
Obeziteyle birlikte yağ dokusu, sürekli iltihaplanma sinyalleri yayan bağışıklık hücreleriyle dolup taşıyor. Bu hücrelerin başında ise atık temizleme görevi üstlenen makrofajlar geliyor. Obeziteye bağlı yağ dokusunda bağışıklık hücrelerinin oranı yüzde 10'lardan yüzde 40'ın üzerine çıkabiliyor. Tıp literatüründe bu durum "ilthaplanma kaynaklı yaşlanma" ya da İngilizce ifadesiyle "inflammaging" olarak adlandırılıyor.
Telomerler hızla eriyor
DNA, kromozom adı verilen yapılar içinde saklanıyor ve her kromozom, telomer adı verilen koruyucu bir başlıkla sonlanıyor. Hücre her bölündüğünde bu başlıklar biraz daha kısalıyor. Telomerler belirli bir uzunluğun altına indiğinde ise hücre ya bölünmeyi durduruyor ya da ölüyor. Uzmanlar, obezitenin telomer kısalmasını ciddi ölçüde hızlandırdığını ve böylece hücrelerin kronolojik yaştan çok daha erken yaşlanmasına yol açtığını vurguluyor.
Sonuç olarak bilim insanları, kilo kontrolünün yalnızca kalp-damar hastalıkları veya diyabet riskini azaltmakla kalmayıp, biyolojik yaşlanmayı yavaşlatmak açısından da kritik bir adım olduğunu bir kez daha teyit ediyor.
İngiltere'de salmonella kabusu: İthal yumurtalardan yayılan salgında 1 kişi hayatını kaybetti