Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında geçtiğimiz günlerde imzalanan ve uluslararası arenada büyük yankı uyandıran Mekke Anlaşması, yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in imzalarını taşıyan mutabakat, ortak güvenlik anlayışı ve külfet paylaşımı ilkeleri üzerine inşa edildi.

Ortak caydırıcılık hedefi

Anlaşmanın temel amacı, herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmek olarak açıklandı. Üç devletten herhangi birine yönelik olası bir silahlı saldırının, tüm taraflara yapılmış sayılacağı hükme bağlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın bölgesel istikrara sağlayacağı katkıya vurgu yaparak, "Anlaşma tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Hiçbir ülkeyi hedef almamaktadır" ifadelerini kullandı.

Irak, ilk katılımcı adayı

Türk akademisyen Muhannad Hafızoğlu, Suudi Arabistan'ın El Arabiya televizyonunda yaptığı değerlendirmede, anlaşmanın sadece üç ülkeyle sınırlı kalmayacağını belirtti. Hafızoğlu, Suudi istihbarat şefinin Bağdat'a giderek Irak Başbakanı Muhammed Şiya El Sudani'ye bir davetiye teslim ettiğini ve bunun Irak'ın anlaşmaya dahil olacak ilk aday olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Ancak bu sürecin bazı iç engellerle karşılaşacağına dikkat çeken Hafızoğlu, durumun silahların merkezi otoritenin kontrolüne alınması ve İran'a bağlı milislerle doğal olarak çatıştığını vurguladı. Ayrıca İran veya İsrail ile doğrudan ya da dolaylı teması bulunan Suriye, Ürdün, Lübnan ve Yemen'deki Husiler gibi aktörlerin de bu yeni denklemden doğrudan etkileneceği kaydedildi.

Küresel güçler yeni hesaplar yapıyor

Suudi Arabistan'ın bilgeliği, Pakistan'ın gücü ve Türkiye'nin cesaretinin harmanlanmasıyla oluşan mutabakatın, bölgede istikrar melodisinin çalınmaya başlandığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Hafızoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu stratejik anlaşmanın genişleme ihtimali, amacı caydırıcılık olduğu sürece güçlüdür. Üç ülkeden herhangi birine yönelik bir saldırı, hepsine yönelik kabul edilecektir. Bu yaklaşıma karşı çıkmaya çalışan herkes, ortada gerçek güçler olduğunu bilmelidir. Bu ülkelerin her biri, bütün bir jeopolitik bölgeyi hareket ettirebilecek kapasitededir."

Mekke Anlaşması'nın etkilerinin yalnızca bölgesel düzeyde kalmayacağının altını çizen Hafızoğlu, küresel aktörlerin bu gelişmeyi yakından takip ettiğini belirtti. ABD, Çin, Rusya, Hindistan, İsrail ve Avrupa Birliği'nin yeni stratejik hesaplar yapmaya başladığını ifade eden Hafızoğlu, üç ülke arasında başlayan ortak iradenin artık uygulama aşamasına geçtiğini ve bölgesel gerçekliğin değişmeye başladığını sözlerine ekledi.