İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik düzenlediği askeri operasyonlar, birinci yılını geride bıraktı. 13-16 Haziran 2025 tarihlerinde başlayan saldırı dalgasında İran'ın nükleer programı ve devlet zirvesi hedef alındı; önemli ordu komutanları ile istihbarat ve milis liderleri etkisiz hale getirildi.

Kükreyen Aslan Operasyonu ile Devlet Zirvesi Vuruldu

28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleştirilen ve 'Kükreyen Aslan Operasyonu' olarak adlandırılan ABD-İsrail ortak hava harekatında ise İran'ın en üst düzey isimleri hedef alındı. Tahran'daki konutuna düzenlenen saldırıda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney hayatını kaybetti. Operasyonda üst düzey komuta kademesinden yaklaşık 40 komutanın öldürüldüğü açıklandı.

Bu büyük saldırıların yanı sıra askeri, ekonomik ve ulaşım tesisleri de vuruldu. Hatemül Enbiya karargahı komutanı Ali Şadmani dahil çok sayıda kritik isim etkisiz hale getirildi. Devrim Muhafızlarının çocuklarının bulunduğu bir okulun bombalanması sonucu masum siviller de hayatını kaybetti.

Savaş Silsilesinin Kronolojik Bağlamı

Yaşanan gelişmeleri daha rasyonel bir perspektifle değerlendirebilmek için sürecin en başına dönmek gerekiyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te gerçekleştirdiği Aksa Tufanı Operasyonu'nun ardından İsrail, Suriye ve Lübnan'daki İran destekli milis güçlerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. Aynı dönemde Gazze'ye yönelik saldırılar da sürdü.

Bu süreçte öne çıkan temel değerlendirme şu oldu: İsrail, saldırılarını salt kendi iradesiyle gerçekleştirmiyor; ana muharrik güç ABD. Savaşın finansmanı ve büyük bölümü mühimmatı Amerika tarafından karşılanıyor. Bu tarihten itibaren başlayan konvansiyonel çatışmaların birbiriyle irtibatsız münferit savaşlar olduğunu düşünmek artık mümkün görünmüyor.

Planlı ve Kapsamlı Bir Strateji

İsrail'in İran'a ilk hava harekatının ardından ortaya çıkan tablo, uzun süre devam edecek bir saldırılar silsilesinin habercisi olarak okundu. Bugün gelinen noktada ise daha berrak bir resim ortaya çıkıyor: Yaşanan olaylar, belirli ve kapsamlı bir planlamanın ürünü.

Savaşın finansmanı, lojistiği, silah sistemleri ve mühimmat yeterliliği konularında küresel ölçekte savaş yürütmüş bir ordu olan ABD Ordusu'nun ihmalkâr davranabileceği düşünülmüyor. Bazı silah platformları beklenen başarıyı sağlayamamış, İran hava savunması coğrafyanın da yardımıyla tam olarak tespit edilememiş olabilir. Benzer şekilde İran toplumu, Batı'nın öngördüğünden daha fazla direniş göstermiş olabilir.

Ancak 2. Dünya Savaşı'nda Amerika'nın savaşa girdiği tarihte Almanya ve Japonya'nın askeri güçlerinin zirveye ulaşmış olduğu gerçeği, askeri kapasite ile stratejik zamanlama arasındaki ilişkinin ne denli kritik olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede bölgedeki gelişmelerin, tek bir merkezi planlamanın parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.