İsrail, işgal altındaki Doğu Kudüs'te bir Filistinli vatandaşa, "ruhsatsız yapı" gerekçesiyle kendi evini kendi elleriyle yıkma zorunluluğu getirdi. Yaşanan olay, uluslararası alanda tepki toplarken, bölgedeki insan hakları ihlallerinin bir kez daha gündeme gelmesine yol açtı.
Yıllardır süren baskı politikası
Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait yapılar, İsrail makamları tarafından sıklıkla "ruhsatsız" olarak nitelendirilerek yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor. Filistinlilerin imar izinlerini neredeyse imkânsız hale getiren bürokratik engeller, vatandaşları çaresiz bir seçimle baş başa bırakıyor.
Bilindiği üzere İsrail yönetimi, Filistinlilere yapı ruhsatı vermekten büyük ölçüde kaçınıyor; ancak yıkım kararlarını hızla uygulamaya koyuyor. Bu durum, ailelerin ya kendi evlerini yıkma ya da İsrail ekiplerince yıkılmasına tanık olma ikilemi arasında bırakılmasına neden oluyor.
Uluslararası tepkiler
Yaşanan son olay, Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri tarafından daha önce defalarca kınanmış bir uygulamanın yeni bir örneği olarak değerlendirildi. Uluslararası hukuka göre işgal altındaki topraklarda kalıcı yerleşim birimleri kurulması ve mevcut yapıların toplu şekilde yıkılması savaş suçu teşkil edebilecek nitelikte görülüyor.
Öte yandan Filistinli kaynaklar, Doğu Kudüs'te yıkılan ya da yıkıma zorlanan yapıların büyük çoğunluğunun yerleşim birimlerinin genişletilmesi amacıyla hedef alındığını belirtiyor. Uzmanlar, bu tür uygulamaların bölgedeki demografik dengenin değiştirilmesine yönelik sistematik bir politikanın parçası olduğunu vurguluyor.
Netanyahu'nun 'Türkiye kartı' seçim sarmalında: Anketler köşeye sıkıştırdı, gerilim tırmandı