Yüce Rabbimiz, insanı yeryüzünün en değerli varlığı olarak yaratmış; ona iman, akıl ve irade bahşetmiştir. İnsanın adalet, merhamet, güven, doğruluk ve güzel ahlak gibi erdemlerle şahsiyetini inşa etmesini isteyen Rabbimiz, bunun yolunu da kullarına göstermiştir.

Şahsiyet inşasının temel yolu

Bu yol, kişinin Kur'an-ı Kerim ile kimliğini inşa etmesi, Allah Resûlü (s.a.v)'in sünneti ile karakterini şekillendirmesidir. Müslümanın şahsiyetini oluşturan, fıtratını koruyan; ona kimlik kazandıran, hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştıran en büyük nimet ise imandır.

İman, kuru bir sözden ibaret değildir. Bilakis iman, bütün davranışları güzelleştiren bir cevher, hayatın olumsuzlukları karşısında insanı güçlü kılan bir değerdir. Sıkıntılara imanla tahammül edilir, endişeler imanla huzura kavuşur, üzüntüler sevince, korkular cesarete imanla dönüşür. Ayrılıklar imanla kardeşliğe, düşmanlıklar imanla dostluğa yerini bırakır.

İbadetlerin şahsiyetteki yeri

Müslümanın şahsiyetini şekillendiren unsurlardan biri de ibadetlerdir. İbadetler, imanın gereği, Rabbimizin verdiği nimetlere karşı şükrün ifadesidir. İradeyi güçlendiren, kötülüklerden koruyup iyiliklere yönlendiren ibadetler, bireye her an Rabbin huzurunda olduğu bilincini aşılar.

İbadetler, İslam'ın beş temel esasıyla sınırlandırılamayacak kadar geniş bir alanı kapsar. Rabbin rızasını gözeterek ihlas ve samimiyetle yapılan her iş, ibadet hükmündedir. Müslüman, dinen meşru bir mazereti olmadığı sürece ibadetlerini eda etmekle yükümlüdür. İş hayatı, okul ya da tatil gibi gerekçeler ibadetlerin yerine getirilmesine asla engel olmamalıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz "Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et" (Hicr Suresi, 99) buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de en zor zamanlarda bile ibadetlerini yerine getirmiş, ibadetsiz bir hayatın olamayacağını ümmetine öğretmiştir.

Güzel ahlak toplumsal barışın teminatı

Müslümanın şahsiyetini inşa eden bir diğer önemli husus ise güzel ahlaktır. Güzel ahlak; fazilet ve erdemin, iyilik ve imanın ölçüsüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuya "Kim bir iyilik yaptığında seviniyor, bir kötülük yaptığında üzülüyorsa o mümindir" (İbn Hanbel, IV, 399) sözleriyle işaret etmiştir.

Ahlak, huzurlu bir hayatın güvencesi, toplumsal barışın teminatıdır. Ahlaki değerlerin yaşandığı ve yaşatıldığı toplumlarda doğruluk, dürüstlük, iffet, takva, şefkat ve merhamet gibi erdemler hâkim olur. Ahlaki değerlerin kaybolduğu toplumlarda ise adalet yerini zulme, merhamet yerini öfkeye, helaller yerini haramlara, iyilikler yerini kötülüklere bırakır.

Çağımızın insanına düşen görev

Maalesef ilim, hikmet ve erdemin geri plana attığı, cehalet ve şiddetin yaygınlaştığı, insan onur ve haysiyetinin yok sayıldığı günlerden geçilmektedir. Toplumsal hayatı etkisi altına alan bireysellik, bencillik, dünyevileşme ve yalnızlaşma gibi sorunlar, başta çocuklar ve gençler olmak üzere tüm toplumu tehdit etmektedir.

Böylesi dönemlerde üzerimize düşen; cehalet toplumunu asr-ı saadete dönüştüren Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)'in rahmet yüklü mesajlarını kendimize örnek almak, onu çağımızın insanıyla buluşturmaktır. Şahsiyetimizi Allah Resûlü (s.a.s) gibi imanla inşa etmek, ibadetlerle yoğurmak ve güzel ahlakla kemale erdirmek temel görevimizdir.

Yüce Rabbimizin "İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara müjdeler olsun! Onların varacağı yer ne güzel yerdir" (Ra'd Suresi, 29) müjdesine nail olmak için iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak, doğrudan ve haktan yana tavır almak gerekmektedir. Haramdan sakınmak, helale koşmak; her türlü kötülük ve günahtan korunmak; merhameti kuşanmak ve öfkeyi kontrol etmek; zalimin karşısında, mazlumun yanında durmak ve zulme asla rıza göstermemek bu yolculuğun vazgeçilmez ilkeleridir.