Büyükşehirlerde yaşayan hemen herkes, artan trafik sorunları, hava kirliliği, su sıkıntısı, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, altyapı yetersizlikleri ve hayat konforunun giderek düşmesinden şikâyet ediyor. Ancak bu sorunların çözümünden sorumlu olan yöneticiler, durumu sürekli olarak deprem ve nüfus artışı gibi gerekçelere bağlayarak kendi öngörüsüzlüklerini, beceriksizliklerini ve kaynak israfını göz ardı ediyor.
Yönetimler yolsuzlukla anılıyor
Şehirleri yönetenlerin yolsuzluk ve yozlaşma ile sık sık anılması, vatandaşların beklentilerini sürekli aşağı çekmesine neden oluyor. En temel hizmetleri bile yerine getiremeyen yöneticilere karşı kamuoyunun hesap sorma mekanizmaları işlemez hale gelirken, bu kişiler yolsuzluk iddialarına karşı adeta "madalya takarcasına" tavır sergiliyor.
Marshall McLuhan'ın "küresel köy" kavramı
İletişim bilimci Marshall McLuhan, "küresel köy" kavramını ortaya atarak modern iletişim teknolojilerinin mekânsal dönüşümdeki devrimci rolünü tarif etmişti. Bu kavrama göre elektrik çağının iletişim araçları mesafeyi toplumsal bir belirleyici olmaktan çıkarıyor; dünyanın bir ucundaki savaş, kriz ya da kutlama, gezegenin geri kalanına eşzamanlı olarak ulaşabiliyordu.
Ancak burada kastedilen "köy" kavramı, fiziksel ölçeğin küçüklüğü değil, hizmet kapasitesinin sınırlılığıdır. Kentsel konforun düşük kaldığı, bireysel alanın daraldığı ve gündelik hayatın kişisel ilişkiler ağıyla şekillendiği bir yaşam formuna işaret etmektedir. Köyde suya, ulaşıma, sağlık hizmetine ve altyapıya erişim, şehirlerdeki gibi sistematik değildir.
Metropoller şehir olmaktan çıkıyor
Devasa büyüklüklere ulaşan, milyonlarca insanı barındıran ve ekonomik olarak ülkelerin omurgasını oluşturan metropoller, şehir olmanın gerektirdiği rasyonel sistemlerden giderek uzaklaşıyor. Nüfusları büyüyor, bina sayıları artıyor; ancak şehir olmanın temel niteliği olan yönetilebilirlik zayıflıyor.
Bir şehir, özünde karmaşıklığın yönetilebildiği yerdir. Milyonlarca insanın aynı anda ulaşım hizmeti alması, suya erişebilmesi, enerji sistemlerinin kesintisiz işlemesi, atık yönetiminin aksamaması ve güvenli kamusal alanların korunması gelişmiş bir yönetim anlayışı gerektirir.
Asıl sorun: İrrasyonel kaynak yönetimi
Temel sorun olarak kaynak eksikliği gösterilse de asıl mesele bu değildir. Asıl problem, kaynak yönetimindeki irrasyonelliktir. Yetersizlik çoğu zaman bütçenin kendisinde değil, bütçenin kullanım biçimindedir.
Kamusal kaynaklar, gerçek ihtiyaçlar, verimlilik ölçütleri ve uzun vadeli planlama yerine kısa vadeli siyasi görünürlük, popülist tercihler, gösterişli projeler ya da rant ilişkileri doğrultusunda harcandığında şehir yönetimi teknik zeminini kaybediyor. Kaynakların yanlış önceliklendirilmesi en zengin şehirleri bile işlevsiz hale getirebilir.
Vitrin projeler, ihmal edilen altyapı
Bir şehirde altyapı yatırımları ertelenirken vitrin projelere öncelik veriliyorsa, toplu ulaşım kapasitesi yetersizken gösterişli ancak işlevsiz yapılar inşa ediliyorsa, kanalizasyon sistemi çöküşe yaklaşırken kaynaklar düşük etkili alanlara aktarılıyorsa, orada ciddi bir yönetim sorunu var demektir. Heykel, anıt ve konser gibi alanlara ciddi bütçeler ayrılırken, gündelik yaşamı doğrudan ilgilendiren temel yatırımların ihmal edilmesi, büyükşehirleri adeta devasa birer köye dönüştürüyor.
Trabzon'un yöresel lezzetleri Salah sayesinde dünya vitrininde
Alparslan Kuytul'un çocukları, gözaltına alınmadan önce çektiği videoyu kamuoyuyla paylaştı
Bebeklere yönelik 4 ürün satıştan kaldırıldı: Bakanlık 'boğulma riski' gerekçesiyle yasakladı
İşte TEKNOFEST Mavi Vatan 2026’nın bütün detayları!
Akkuyu NGS'de yangın güvenliği kapasitesi artırılıyor: İkinci itfaiye istasyonu faaliyete geçti