ABD ile Suudi Arabistan arasında yürütülen nükleer mutabakat müzakereleri, Washington'ın Orta Doğu siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak uzmanlar, anlaşmanın bölgesel güvenlik dengeleri açısından ciddi riskler barındırdığına dikkat çekiyor.

Amerikan endüstrisine milyarlarca dolarlık kazanç

Washington yönetiminin, Suudi Arabistan ile kuracağı nükleer iş birliği çerçevesinde Amerikan nükleer endüstrisine milyarlarca dolarlık bir gelir sağlamayı hedeflediği belirtiliyor. Bu hamlenin, ABD'nin bölgedeki nükleer teknoloji ihracatçısı konumunu güçlendirmesi ve Riyad'a uzun vadeli bir stratejik ortaklık sunması bekleniyor.

İran-Çin-Rusya ekseni endişesi

Yetkililer, anlaşmanın bir diğer önemli boyutunun ise İran-Çin-Rusya eksenini Orta Doğu'dan uzak tutma stratejisi olduğunu vurguluyor. ABD'nin, Suudi Arabistan'ı kendi nükleer teknolojisiyle donatarak bölgedeki müttefik kitlesini genişletmeyi ve Çin ile Rusya'nın nükleer enerji alanındaki etkisini sınırlamayı amaçladığı ifade ediliyor.

Nükleer domino etkisi uyarısı

Öte yandan analistler, bu adımın Orta Doğu'da kontrolü son derece güç bir nükleer domino etkisi tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan'ın nükleer kapasite kazanmasının, bölgedeki diğer ülkeleri de benzer arayışlara itebileceği ve nükleer yayılma yarışını hızlandırabileceği kaydediliyor.

Uzmanlar, anlaşmanın teknik ve diplomatik boyutlarının ötesinde, Orta Doğu'nun gelecekteki nükleer silahsızlanma ve silah kontrolü politikalarını doğrudan şekillendirebilecek bir eşiğe işaret ettiğini belirterek, tarafların şeffaf ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturmasının hayati önem taşıdığını vurguluyor.